
Selim Bonfil
1954 İzmir doğumluyum. Saint Joseph Fransız Lisesi’nden mezun olduktan sonra Belçika’da Liege Üniversitesi’nde İşletme Fakültesini bitirdim. 1984 yılından beri Ruba Fermuar San. Aş.’de genel müdürlük görevini sürdürmekteyim. Evli ve iki çocuk babasıyım. İngilizce, Fransızca ve İtalyanca olmak üzere üç yabancı dil biliyorum.
Fotoğrafa olan ilgim ortaokul yıllarımda bana hediye edilen fotoğraf makinesiyle başladı. Makineyi kullanmayı öğreten yakınımın aşıladığı heyecan bende fotoğrafçılığı daha iyi öğrenme isteği uyandırdı. İstanbul Saint-Joseph Lisesi’ndeyken karanlık oda ile tanıştım. Burada siyah-beyaz baskı tekniğini öğrenip geliştirdim. İş hayatına atıldıktan sonra, fotoğrafçılık vazgeçilmez bir hobi olarak yaşantımdaki yerini aldı.
İlk kişisel sergimin konusu çiçeklerdi. Başlangıçta çiçek gibi sabit bir malzemeyle çalışmak, objelerin üzerinde dilediğim kadar vakit harcama olanağı sağlayarak estetik duygumun gelişmesine yardımcı oldu. Daha sonra dünyanın çeşitli ülkelerindeki açık hayvan parklarında çektiğim fotoğraflar ile çocuklara yönelik bir sergi açtım.
Fotoğrafçılık konusunda bilgimi derinleştirmek için çalışmalarıma klasik fotoğraf tekniği ile başladım. Daha sonra fotoğrafta kompozisyon, estetik, güzellik konularına yöneldim. Bu açılımla birlikte fotoğraf felsefesine girip, fotoğraf sanat mıdır, yoksa fotoğraf belge midir, güzel fotoğraf nedir gibi sorulara cevap aradım. Çeşitli yazı ve fotoğrafları inceleyerek derin bir araştırmaya girdim. Bu çalışmalarımı destekleyen gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında birçok sergi gezme olanağım oldu.
Üç kez ziyaret ettiğim Photokina fuarında dijital fotoğraf tekniği çok ilgimi çekti. Son beş yıldır birçok çekimi dijital makine ile yapıyorum. Sonuçlar şaşırtıcı. Ancak çekim sonuçları klasik gümüşlü baskıya göre yüzde yüz mükemmel olmadığından bilgisayarda müdahale gerektiriyor. Bu yeni tekniğin sağladığı önemli bir avantaj ise basım esnasında benimle fotoğraflarım arasındaki diğer kişileri kaldırması. Jean-Pierre Nouhaud, Ungle’nin polaroid çalışmaları üzerine şöyle der: “Popüler fotoğrafta dayanılmaz bir paylaşım var: çekimi yapan, filmi develope eden ve basanla aynı kişi değil. Bu paylaşımdan dolayı bir samimiyet kaybı var, ama bu daha çok bir varlık kaybıdır çünkü bir bakış başka bir bakışla değişiyor.” Oysa dijital fotoğrafta böyle bir paylaşım olmadığı gibi, fotoğrafı çeken kişi olarak görüntülediğiniz kareyi bilgisayar ekranında tam istediğiniz biçimde düzenleyip basma olanağına sahipsiniz. Tabii teknik ilerledikçe, sistemler değiştikçe iş daha da zorlaşıyor. Kısacası bu işi hakkıyla yapabilmek için bilgisayarı iyi kullanmak ve programları iyi bilmek gerekiyor
Bir kişinin bir işi amatör ya da profesyonel olarak yapması arasında ne büyük fark olduğunu söylemeye gerek yok. Birincisi için zaman ayırma sorunu varken, ikincisinde hayatını kazanma endişesi var. Profesyonel olarak fotoğraf çekmeye istediğim kadar zaman ayırabilmeyi çok isterdim. Ancak seçimim birçok sebepten dolayı hobiden yana oldu. Hal böyle olunca yoğunlaşacağım konuları ben seçeceğime, konular bana geldi.
Tüm güzel sanatlarda olduğu gibi fotoğrafçılar da güzelin peşindedir. Tabii söz konusu olan objenin güzelliğinden çok her objeye yeni bir göz, değişik bir açı ile bakmak, ortaya konulmak istenenleri doğru, başarılı bir biçimde gerçekleştirmektir. Yapılması gereken iş “gerçekliğin bilinmeyen, fark edilmeyen, göz önünde olmayan yeni bir yönünü, boyutunu ortaya çıkarmaktır. Yeni bir şey söylemektir, göstermektir, yorumlamaktır.” Bu yolda benim de çok az da olsa bir katkım olabilmişse, güzelliği sizinle paylaşabilmişsem ne mutlu bana…
















